kopek-02 adı sanı belli değil , dört köpeğim vardı . dişi dört sokak köpeği . biri hamile kaldı ve bir süre sonra sekiz yavrumuz oldu . birbirinden şeker sekiz yavru . hangisini seveceğini bilemezsin .
bi tanesi zayıfça . annesi onu hemen öldürdü . bazen doğa zayıfla uğraşmıyor , anne de , yarın yaşamda tek başına kaldığında çok zorlanacağını içgüdüsel bildiği için onu öldürüyor . acı çekiyor ama öldürüyor .
*
yedi yavru . yavrular büyümekteler . olduk onbir köpek . yavrulardan beşini , isteyenlere istemeyenlere verdik . iki yavru dört büyük , kaldık altı köpek . üç beş altı , sayı yok doğada , sonsuzluk var .  altı köpek çok köpek ama ! üçün olduğu , doyduğu yerde , beş de olur , doyar , diyemiyorum , ekmek yetiremiyorum .
peki ne yapacağım bunları .. uzak bir şehirde köpek barınağı , bakımevi var . gittim , anlattım derdimi , bende altı köpek var , ikisi bana yeter , size dört köpek getireceğim , dedim . olmaz , dediler , sen uzak bir köyden geliyorsun , senin köy bizim şehre bağlı değil , kabuledemeyiz . haklılar . barınakta , tel ile çevrili kocaman bi kafeste onlarca köpek ha bire havlıyor , sürekli kapalı . pek hoş değil .
peki ben ne yapacağım .. derdimi bi daha anlattım , hiç değilse iki tanesini alın , dedim . derdimi bu kez daha iyi anlatmış olmalıyım ki , olur , getir , dediler .
geldim eve . şimdi iki köpeği yakalamamız gerekiyor . ama nasıl , bilemiyorum . sizin bildiğiniz ev köpekleri değil bunlar , gel deyince gelmiyor , kucağınızda uyumuyor .
köyden birilerini çağırdım yardım için . tel ile çevrili bir yere yiyecek bıraktık , girdiler , kapısını kapattık ve başladık koşturmaya .. korku içinde deli gibi kaçıyorlar , deli gibi kovalıyor bizim arkadaşlar . hayvanlar neye uğradıklarını bilemediler ..
neyse , büyüklerin iki tanesini yakalayıp götürdüm köpek barınağına . sağolsunlar aldılar . üçbeş kuruş bağış yapıyorsun köpeklerin bakımları için . içim cız etti . iki tanesini seçip ayırmanın , ayrımcılık yapmanın , doğa ile ne kadar uyum içinde yaşayıp yaşamamanın tatlı çelişkisi içimde , sekiz tane doğuran köpeği , neden bu kadar çok doğurdun diye suçlama kolaycılığına bürünmeden ,
terketmenin ve terkedilmenin ,
bilmem hangi “haklı” nedenlerle terketmenin ve gönlün olmadan acı içinde terkedilmenin ,
yaşamın olmazsa olmaz bir parçası olduğunu bilerek , içlerimiz cız ederek , çaresiz acı bakışlarla ayrıldık .
*
iki yavru iki büyük kaldık dört köpek . benim için yine de “çok” köpek . iki tanesini daha vermem gerek . “az” ne zaman az , “çok” ne zaman çok .. derin muhakemesini yaparsan , işin içinden çıkamazsın . terkedilmenin o acı , yalvaran bakışlarını yeniden yaşamak yaşatmak istemiyorum , tamam , dört köpek “çok” köpek değil , terketmiyeceğim .
evet , ailemizde dört köpeğimiz var artık .. anne ve iki kız bir oğlan , üç çocuk . yüzü kapkara olan anne . tatlı , biraz da uysal . ona Fındık , diyorum .

üç kardeşin üçü de ayrı karakter . beş parmağın beşi de bir olmaz . tanrı , dağları alçaklı yüksekli yaratmış . demek ki öyle olmalı  . iyi ya da kötü yok doğada . çocuklarımı bir birlerine göre ya da başka çocuklara göre karşılaştırmıyorum , bu iyi bu kötü diye . bak komşunun çocuğu ne kadar iyi bi çocuk , okuldan geldiğinde demeden hemen ödevlerini yapıyor , dersleri çok iyi , çok uysal , yaramaz değil .. bak bilmem kimin kızı hiç erkeklerle konuşmuyor , ama sen elinde telefon durmadan birilerine tık tık mesaj atıp duruyorsun gözlerin bozuldu kimlerle oynaşıyorsun kimbilir ama bizimle hiç konuşmuyorsun bile .. Çocuklarımı hiç bir şeyle ya da kimseyle karşılaştırmıyorum , doğa onları bilerek farklı yaratttı , farklılığın orman zenginliği , doğa’nın temeli .

kahverengi olan erkek , çok tatlı , çikolata gibi bişey , ona Çikom diyorum . sevgisini açığa vurabilen bir çocuk . bana yaklaşmaya en çok cesaret gösteren , içinde yakalanma korkusu ve fakat bana sevgisinin çelişkisiyle , paçalarıma dokunup dokunup sevgisini gösterip sevip kaçıyor . sevgi ve korku . bişey ya da birisinden çok korkuyorsun , sana bi kötülük yapmasından korkuyorsun ve fakat aynı anda çok seviyorsun . sevgi dediğin zaten herhangi bir çelişki barındırır içinde , barındırmalı , yoksa sevginin varlığının ve değerinin tam farkında olamazsın .

yüzü beyaz , yalnızca gözleri kapkara olan , şeytan bir dişi . Karagöz . çok yaramaz . tavuk , hindi , eline ne geçirirse civcivleri yiyor . yerken yakaladığımda ona kızıyorum bağırıyorum , sanki ben suçluymuşum gibi o da bana bağırıyor . verive birisine gitsin , ya da bi çuvala koy , uzak bi yere bırak gel , diyorlar .

olmaz . o artık bizim orman ekosistemimizde , bizimle birlikte yaşamı  paylaşıyor . her ne olursa olsun , her ne “suçu” olursa olsun , birlikteyiz . bişeyin suç olduğuna ben karar verebilir miyim ? hangi kusursuz teraziyle karar verebilirim .. doğada suç yok .

ama civcivleri yiyor Karagöz . yemesin mi ? çiftliğin bekçiliğini yapıyorlar , sistemin bir parçası , tilkilere ya da başka avcılara ya da hırsızlara karşı tavukları koruyorlar . birçok sistemlerde paranın , yatırımın yarıya yakını güvenlik için harcanıyor . telefonlarımız dinlenmesin diye harcanan güvenlik yazılım paralarının haddi hesabı yok . o paralar telefon fiyatlarına yansıyor elbette . yani bi bedeli var . günde ya da haftada kaç civciv yeme hakkı var ? hesabı var mı bunun ? güvenlik yazılımlarında , dünyanın en hızlı bilgisayarlarının bilmem kaç saniyede kıramıyacakları kadar karmaşık matematik formülleriyle telefonun güvenliği sağlanmaya çalışılıyor . ama bakma sen , insanoğlu dinleyeceğinde başbakanları bile dinliyor .. kızıyorum bağırıyorum , gözlerimin içine öylesine bir sevecenlikle bakıp havlıyor ki  Karagöz , kıyamıyorum .

ama civcivlere kıyıyorsun .. onlara soruyor musun , yem olmak istiyor musun , diye ..  can verilmesine aracı oluyorsun , can alınmasına aracı oluyorsun . doğa kusursuz ..

bembeyaz pamuk gibi olan Pamuk Prenses . bişeye isim vermek .. dış görünüşüne göre mi , değerlerine , üstün ya da zayıf olan değerlerine göre mi .. Pamuk mu diyeyim , Prenses mi .. Prenses olsun .. Prenses , bu ismi hak ediyor . doğduğu günden beri çok utangaç , çok korkak .

ölümlerin , ayrılıkların hesabı kitabı seçimi , zamanı olmuyor . birgün Çikom’u çok halsiz , bitkin , yürüyemez bi durumda buldum . yerinden kalkamıyor . ne oldu sana , neyin var , dedim . yüzünde tarifsiz bi çaresizlik , sanki bi mahçubiyet , zorla kalktı gitti bi ağacın altına yattı ve kısa bi süre sonra da öldü .

acı biberin acısıyla yaşar gibi alışacaksın acılara .

kaldım üç kızla birlikte . Fındık , Karagöz , Prenses .

ölümlerin , ayrılıkların hesabı kitabı seçimi , zamanı olmuyor .

doğduktan bir süre sonra gözlerini açıp etrafta dolaşmaya başladıklarında , yiyeceklerini verdiğimde hepsi koşuşturup kapışıyorlar . ve anne , yiyeceklerin hepsini almaya çalışıyor , çocuklarını kenara itip kakıp hepsini kendi yemeye çalışıyor   . başka bir köpek olsa müdahele edeceğim ama bir anne kendi yavrularına yiyecek vermiyor , vuruyor , canlarını acıtıyor , yiyecek vermiyor . doğaya mümkün olduğunca müdahele etmiyorum . herşeyin bir nedeni olmalı . yalnızca gözlemliyorum ve kendime göre nedenleri bulma oyununu oynuyorum . bebekler büyüyorlar ve herkes alıp başını çekip gidiyor . aile yok . tek başlarına devam ediyorlar yaşam mücadelesine . kimbilir nerede nasıl yiyecek bişeyler bulacaklar . yiyecek için başka köpeklerle kavga edecekler , güçlü olan kazanacak . kardeşin de olsa annen baban da olsa yiyeceğini kapma kavgası vereceksin , yaşam kavgası hep sürecek . onun için anne , daha yaşama gözlerini açtıkları andan başlayarak çocuklarına , ekmeklerini kavgayla , mücadeleyle kazanmalarını öğretiyor , önlerindeki ekmeği alarak , ekmeği mücadeleyle hak etmeleri gerektiğini öğretiyor .

çocuklarımıza Prens , ya da Prenses demek , onları prens ya da prenses gibi görmek , öyle davranmak hoşumuza gider . onları prens gibi prenses gibi büyütürüz . yediği önünde yemediği arkasında . çok sevdiğimiz için tüm işlerini kendimiz yaparız , kıyamayız , koskocaman olurlar ama hala bebek gibi büyütmeye devam ederiz . bir gün evden ayrılıp kendi başlarına yaşamla baş başa kaldıklarında , şaşırırlar , bocalarlar , yaşamla uyumsuzluk sürer gider artık . okulda arkadaşları kendilerine prens gibi prenses gibi davranmazlar , sonra karı koca kavgaları içinde kocasının kendisine neden prenses gibi ya da karısının kendisine neden prens gibi davranmadığını bi türlü çözemeden sürer gider yaşam .

çocuklar çok çabuk büyüyorlar . büyüdüklerini bir türlü kabullenmek istemesek de , telaşeli yaşamın farkında olamamazlığında bambaşka birisi olup karşımıza çıkıveriyorlar . doğuştan korkak , ürkek , çekingen , masum kızım Prenses , bir gün bir baktım , bahçede komşunun kapkara erkek köpeğiyle oynaşıyor . Prenses !? Hani dersin ki bırak erkeklerle oynaşmayı , kimsenin yüzüne bile bakamıyan o saf mahçupluk nerede ..

ertesi gün baktım , Fındık’ı almış yanına benim Prenses , kara köpekle üçü bir olmuşlar bahçede oynanışıyorlar !?

ne yapmalıyım ? kovdum kara köpeği . oynaşmalarına müdahele ettim !?

oynaşmaya , aşka ihtiyaçları var . ama ne zaman , kaç yaşında ? buna ben (mi) karar vereceğim .. No , I am nobody to make such a decision . Kusursuz doğa veriyor kararını .

ama bunların oynaşmaları öyle pek çocukca gözükmüyor , önlenemez bir aşk var ortada . ben kovuyorum kara’yı , gidiyor gibi yapıyor , ağaçların ardında kayboluyor , benim masum kızlar da gidiyor gibi yapıyorlar mahçup , utangaç , suçlu , yakalanmışlığın , suçluluğun tanımlanamaz yer yarılsa da yerin dibine girsem çaresizliği amma ve lakin beş dakika sonra her ne pahasına olursa olsun yine oynaşma buluşmaları ..

yaşamda hep bedeller var . herhalde , en azından , onlara yiyecek veren “ben” olduğum için , ve bunun bir bedeli olacağı için bana saygılı olmaya çalışıyorlar ama doğa herşeyden üstün , doğa çağırıyor pazarlıksız hesapsız kitapsız , gidiyorlar oynaşmaya ..

kaygılarımız var çocuklarımız ile ilgili . peki , ya hamile kalırlarsa !? önlem almıyorlar ki .. batı ülkelerinde okullarda onüçünde onbeşinde eğitim veriyorlar çocuklara , aşkın önlemlerini öğretiyorlar . bizim buralarda öyle şeyler yok , o konuda konuşulamaz bile , yasaktır , ayıptır , günahtır . gel de anlat bizim kızlara şimdi , günah , nedir .. Google babaya sorsan bi sürü saçma bilgiler verir ama , nedir günah .. hangi din , hangi etiğe göre günah ya da ayıp .. etik değişiyor zaman ve mekan içinde . o zaman benim kızlar bana sormayacaklar mı , hangi zaman ve mekan içinde doğru senin etiklerin , diye .

müdahele etmek zorundayım , yoksa , hamile kalacaklar !? hamile kalırlarsa sekizer yavrudan onaltı yavrumuz olacak !

onaltı çocuk .. günümüzde bırak onaltı çocuğu , bir iki çocuğa bakmak bile çok zorlaştı . anaokulundan başlayarak özel okullara göndermek gerekiyor çocukları , ki , en iyi eğitimi alsınlar , ki , ayrıcalıklı saygın kişiler olsunlar , saygın meslekleri olsun , ki , anne babalar da çocuklarının çok iyi eğitimleriyle övünebilsinler , gurur duysunlar .. güzel arabaları evleri olsun , ki , “değerli” olsunlar , sahip oldukları herşey , değerlerini arttırsın .

onaltı çocuğa bakamam ! yalnızca öze okul masrafları değil , giyim kuşamları değil , yeme içmelerine bile yetemem . herşeyi beğenmiyorlar ki , ben onu yemem bunu yemem , nazlanıyorlar , her gün et istiyorlar .

onaltı çocuğa bakamam .

bir veterinere danıştım . ameliyat etsen , dedim , ki , çocukları varsa aldırayım ve de bi daha da hamile falan olmasınlar ..  Veteriner deli gibi bi para istedi . yok beyim , bunlar öyle bildiğin gibi yüksek sınıflara falan bağlı değiller . neyse , bi yolunu bulduk , ameliyat ettireceğim .

sağıma  soluma köylüsüne şehirlisine soruyorum , ne yapayım ben bu köpekleri .. birisi , vurduruve tüfeele , dedi . genellikle öyle yapılıyor olmalı .. hani , aklın yolu bir , derler ya .. ama hamile olabilirler , diyorum , haa o zaman olmaz , günah işte o zaman .. köpeklere bakıp insanlara mı ders çıkarayım , insanlara bakıp köpekelere mi ders çıkarayım .. biçok toplumlarda yasak aşkların sonunda tüfeele vurduruveemeyuz mu .. yoksa babasız doğan bi çocuk daha ilk günden damgasını almıyor mu .. piç .. tüm “değeri” o sözcükle belirleniveriyor ..

ameliyat ettireceğim . çünkü aşk yapıyorlar , ve çocukları oluyor , onun için yakalıyacağım onları götürüp ameliyat ettireceğim .

artık kara köpeği görmez oldum . gelmez oldu . hepsi o kadar mıydı .. bikaç günlük zevk için hamile kalıyorsun , bi sürü çocuk doğurup büyütüyorsun , kolay mı , değer mi !? kadının yazgısı , adam icabında çekip gidiyor , kalıyorsun bikaç çocukla , çek ömür boyu kahrını yaşamın , aşk dedikleri üç günlük zevk için değer mi !?

değmez . onun için artık günümüzde insanlar çok akıllandılar . aşk yapıyorlar ama çocuk yapmıyorlar , evlenmiyorlar , ya da çok geç evleniyorlar . akıllı toplumlarda nüfus azalıyor . doğa , gizemli gücünü kullanarak , dünyanın aşırı nüfus artışını önlemek için , insanlara eğitimin ve kariyerin çok önemli birşey olduğuna inandırıyor .. kadını ve erkeği ayırıyor , insanları yalnızlaştırıyor .

yine o deli gibi koşturmaca ve yakalamaca , yine o korkular , nereye olduğu belli olmıyan meçhule zorla alınıp götürülmeler , yine deli gibi  istenilmemenin , değersizliğin , atılmanın ezikliği , bedeller , günahlar .. bir daha iyileştirilemiyecek kalıcı korkular ..

yine köyden bikaç kişi geldi yardıma . yakapaça götürdüm .

ameliyat olduk . hamileymişler . anestezinin etkisiyle ölü gibiler . bakmaya kıyamıyorum . içim acıyor . doğa’nın üreme zincirine müdahele ettim .

şimdi ben bu kızlara nasıl açıklarım , artık çocukları olmıyacak . anne olamıyacaklar hiçbir zaman . o anne olma duygusunu asla tadamıyacaklar .

akıllı toplumlarda artık anne olmak istemiyorlar . aile olmak , çor çocuk büyütmek çok zor , sorumluluk yüklenmek çok zor , özgürlüklerden büyük fedakarlıklar etmek gerekiyor ..

işte bunu açıklayabilirim kızlara , çocuklarının olmaması aslında onları bir üst sınıfa , ayrıcalıklı bir konuma taşıyor ..

Çikom öldükten sonra Karagöz çok durgunlaştı . iki kardeş gün boyu durmadan birbirleriyle oynaşıyor , güreşir gibi yapıyor , bi oraya bi buraya koşuşturuyorlardı . şimdi akşama kadar ben nereye gidersem takip ediyor , biraz uzağıma yatıp sürekli ne yaptığıma bakıyor .

Fındık ve Prenses akşama kadar tarlanın bir köşesinden bir köşesine deli gibi koşuşturup oynaşıp duruyorlar , anne olamama bedellerine karşılık özgürlüğün tadını çıkarıyorlar ..

***