image… ve sonunda bişeyler üretildi , ve , yememiz içmemiz , kullanmamız , giyinip kuşanmamız , “tüketmemiz” için bize kadar geldi .

bir zeytini yerken , bir elbiseyi giyerken , bir fincan kahve , ince belli bir bardaktan çay içerken , yaşarken , üretim noktası ile bizim aramızdaki sürecin farkında olmak ve verilen emekleri düşünmek . yaşamın sürdürülebilirliği için bu süreçte , bu sistemde yer alan her kişinin ve parçanın varlığını sürdürmesi , var olması , ayakta kalabilmesi , ve , onurlu ve sağlıklı bir şekilde yaşama tutunabilmesi gerekiyor . bir parçanın ya da bir kişinin sağlıkla var olamaması , sistemin sağlığını bozar .

karadeniz’in sarp yamaçlarında çay toplayan ellere ödenen para ile , ince belli bardağımızdaki çaya ödenen para arasındaki dağılım “adil” ise , bu , adil ticaret .

bu , tükettiğimiz herşey için geçerli . eğer , üreticiye ödenen para , üreticinin sağlıklı bir yaşam sürdürmesine yeterli değilse , tükettiğimiz o ürün , haram . günah .

haram mı ? kime göre , hangi ölçülere , hangi dine , ahlaka , etiğe , vicdana göre haram ?

haram değil . günah değil . doğa’da haram yok . haram’ı , günah’ı insan yarattı . her din , etik , vicdan , adalet için ölçüler belirliyor ve fakat bu ölçüler sürekli değişiyor . yani , hepimizin üstünde anlaşabildiği bir adalet , ölçü yok . olamaz da . olursa , bu , dünyanın sonu demektir .

şu zeytin işine hiç aklım ermiyor .
bizim buralarda zeytinler yavaş yavaş olgunlaşmaya başlar ekim sonunda kasım başında . körpecik yeşil de olsa , yanakları allanmaya morlanmaya durmuş da olsa , artık toplayıp işlemeye başlayabilirsiniz . çizik çizik dilebilir , üstüne çıt diye vurup çıtlatabilir , fabrikaya götürüp yağını da sıktırabilirsiniz .
ekim sonu kasım başı rüzgarlar delişmenleşmeye , yağmurlar delişmen rüzgarlarla oynaşmaya başlarlar . böyle havalarda zeytinlerin bir kısmı yerlere dökülür .
köylü kadınların erkeklerin parmak uçlarını göremezsiniz zeytin toplarken , öyle hızlıdırlar .
yere dökülenlerden olsun , ağacından olsun günde aşağı yukarı 70 kilo falan toplar bi kişi .
bi işcinin yevmiyesi , yani gündeliği de 40 lira falandır .
yeşil zeytin , kara zeytin , kilosu aşağı yukarı , iriliğine göre , zeytin toptancılarına satarsan , 2 lira 3 lira arası değişiyor .
70 kilo zeytin 2,5 liradan satılırsa , 175 lira eder . 40 lira gündelikçiye verilirse , 135 lira kalır . ilacı gübresi , mazot parasını saymayalım hadi .
toprağına , yöresine , iklimine , zeytinin cinsine bağlı ama , bizim yörelerden örnek verelim , 5 veya 6 kilo zeytinden 1 kilo zeytin yağı çıkıyor . yani , en iyi koşullarda 5 kilo zeytinden 1 kilo yağ çıksa , onun da birazını fabrikaya veriyorsun , hadi vermedin diyelim , 70 kilo zeytinden 14 kilo yağ çıkar . kilosu 10 liradan , 140 lira eder . 40 lira toplayıcıya ver , 100 lira kalır .

70 kilo zeytini zeytin olarak satarsan 135 , yağ yaptırırsan 100 lira !?!

zeytin olarak satarsan , ki , maliyet yok saydık , bir kilo zeytinden kazanç 2 lira , bir kilo zeytinyağından kazanç ise 1,5 lira gibi !?!

onun için kimse yağ yaptırmak istemiyor , ancak toptancıya satamadığı , genellikle rüzgarın yağmurun yere döktüklerinden yağ sıktırıyor .

üretici , zeytini ya da zeytin yağını elde edene kadar çok umutlar hesaplar kitaplar çok yağmurlar fırtınalarla karışıyor . zeytin ya da zeytin yağı , üreticiden sonra mutfağa kaça giriyor ve kaç kişilerin hesapları kitapları umutları ile karışıyor .

peki , üreticiye mal oluşu , maliyeti ne kadar bir kilo zeytinin ..

dağlarda taşlarda ise zeytin , köylünün dağlara taşlara gidip ilaç gübre vermeye , tarlayı sürmeye zamanı da yok parası da yok , toplaması ve taşıyıp eve getirmesi de kolay değil . bu , bir dağlarda kendiliğinden doğal üretim , maliyet çok az ama verim yüksek değil .

zeytin bahçesinde , toprağı havalandırmak ve yabani otları , otunu çöpünü temizlemek için sürerek , ilaç gübre vererek , konvansiyonel ya da endüstriyel yöntemlerle üretim yapıldığında bu giderler var . mazot gübre ilaç fiyatları ne kadardır , kilo başına maliyeti nedir bilemem ama kısa dönemde , ilacın gübrenin etkisiyle ağaç başına daha fazla ürün alınıyor .

aynı şekilde bir zeytin bahçesinde organik tarım yöntemleriyle üretim yaptığımızda , organik gübre ve ilaçlar kullanıldığı için yine artı bir maliyet var ve fakat endüstriyel tarımda olduğu kadar bol bol daha rahat ilaç gübre kullanılamadığı için endüstriyel tarıma göre daha düşük bir ürün elde edilebilir . bunun için de , organik ürünler daha pahalı .

yine bir zeytin bahçesinde doğal tarım yöntemleriyle üretim yaptığımızda , toprağı sürmek için mazot , ayrıca ilaç gübre masrafları yok . ve fakat , kısa dönemde , endüstriyel ve organik tarım yöntemlerine göre üretim daha düşük ve yine kısa dönemde biraz daha pahalı , ancak , uzun dönemde daha ucuz olmasını bekliyorum . uzun dönemde , on yıllar sürecinde , gübre ve ilaç yüklenmeleriyle toprağın yapısı bozulmadığı için ve daha istikrarlı miktarda ürün alınacağı için , yaşamın sürdürülebilirliği için , insan , toprak ve dünya daha kazançlı çıkacak .

bu hesap kitaplar çok genel bir yaklaşım . insanoğlu hiç bir zaman adil hesap yapamıyacak . çünkü her insanın değer yargıları , ön yargıları , terazileri , tartışmasız çok farklı . endüstriyel tarımda kullandığımız ilaçların toprağa verdiği zararı nasıl hesap edebiliriz .. dünyaya verdiğimiz zararın bedelini kim adil olarak ölçebilir . kimyasal ilaçlar nedeniyle başımıza gelen hastalıkların , ölümlerin bedelini nasıl ölçeceğiz .. dünyayı doyuracağız derken bir sürü ne olduğu belli olmıyan hastalıklardan ölen insanın değeri ne kadar .. bir insanın ölümü pahasına kazanılan paralar ne kadar adil kazanç .. o doktorlara o hastanelere harcanan kaynakların maliyeti ne kadar .. tüm bu gideleri ekleyip , paylaştırıp , örneğin , bir kilo domatesin fiyatını nasıl belirliyeceğiz ..

onun için , doğal tarım felsefesi , bu hesap kitaplara hiç girmiyor . toprağı ve insanı sevdiği ve koruduğu için , her ne pahasına olursa olsun sunni ilaç gübre kullanmıyor . toprak ve insan sevgisini hiç bir terazinin kefesine koymuyor baştan .

fair trade , öncelikle gelişmekte olan ülkelerin üreticilerini ve emekçilerini korumak isteyen ve “daha iyi” ticaret koşulları sağlanmasına çalışan ve sürdürülebilirliği destekleyen , marka olmuş bir oluşum . sürdürülebilirlik deyince , ekonomik , sosyal ve çevresel değerlerin , standartların iyileştirilmesini anlıyoruz .

sürdürülebilirlik ve adil ticaret deyince , satın aldığımız herhangi bir ürünün ucundaki emeği , gittiğimiz bir otelde çalışanların yaşamlarını , bir zeytinin yetiştiği toprağı , zeytini toplayan hızlı parmakları , gündelikçisinden üreticisinden , işleyicisinden taşıyıcısından pazarcısına kadar biçok şey anlıyoruz .

ve sen , şehir insanı , almak , alabilmek için bu zeytini , çalışıyorsun . ne kadar kolay ne kadar zor işin bilemem , emek veriyorsun , zaman veriyorsun , yağmurlar kışlar yazlar sıcaklarda , her gün milyonlarca arabanın trafiğin gaz kokuları içinde kalıyorsun . küçücüksün , güneş seni göremiyor , çıkıp dağlara tepelere açıp kollarını sabah güneşlerinin tazeliğini ve günahsızlığını içine dolduramıyorsun . senin sağlıklı beslenmen gerek , sağlıklı gıdalara ihtiyacın var , sağlıklı gıdalara işlenmiş güneşlere , toprağın sağlıklı sevgisine ihtiyacın var . benim sana senin bana ihtiyacın var , benim alın terimin senin alın terine dokunması var . emin ol , yaşamda , her canlının her canlıya ihtiyacı var .

benim aklım ermiyor bu zeytin işine . ister zeytin olsun ister zeytin yağı , üreticinin emeğinin karşılığını belirleyen adil ticaret terazisine benim aklım ermiyor .

tek bir zeytini yerken , üstüne kekik serpilmiş zeytin yağına ekmeğinizi banarken , zeytin toplarken hızlı hızlı telaşlı koşuşturan parmakları , delişmen rüzgarları , yağmurları düşünün , severek , düşünerek , öper gibi yiyin .

gecenin karanlığında ayın aydınlığında bir tepecikte duman tüten bir köy evinde sobanın başında oturmuş yorgunluğunu atmaya çalışan insanları ve yarın yeniden koşuşturacak parmakları düşün . yorulmuştur , ayıpmış gibi , söyleyemez yorgunluğunu . yargınlarım ağrıyor , der , içinden . duysa kocası ya da karısı , hadi gel sana güzel bi masaj yapayım , dese .. bilemeyiz böyle şeyleri . işten sonra bir fitness center’a uğrasak , bi hamama ya da saunaya gitsek .. sürdürülebilir yaşam , yaşam kalitesini arttırmak .. yani , elbette biçok şey bizim için değil , düşlerimize sığmaz , dilimiz bile dönmez , bilemeyiz , bi haber varlığından .. ama , inan , bu insanların da duyguları , umutları , düşleri düş kırıklıkları , sevgileri , sevgiye özlemleri , nazları , kıskançlıkları , kavgaları , hüzünleri , gözyaşları var . gördüm . “meditasyon” kelimesini , ne demek olduğunu bilmezler , ve fakat , her zeytinde , her zeytin ağacınında derin düşlere dalarlar , gönüllerinin nerelerde koşuşturduğunu kimse bilemez , söyleyemezler , gözlerdeki ışıltılar güneş şavkıması sanırsın taa derinlerinden gelen umutlardır yüreklerinin . inanın , bu insanların da duyguları vardır . inanın bu insanlar da becerebildikleri kadar severler . hiç akla gelmedik bilmem kimin karısı , ardında kaç çocuk bırakıp bilmem kime kaçar . bilmem kim kiminle yakalanır . belki sizin televizyonlarınızın da etkisi vardır , özeniriz bize renkli camlardan sunduğunuz parıltılı aşklara sevgilere . kocaya kaçan da vardır , üç gün üç gece düğün yapan da . ama artık davul zurna sesleri daha az duyulmaktadır , sizden öğrenmişizdir , özenmişizdir , size ayak uydurabilmek için ‘balo’ yaparlar bir gece olur biter . dağ başı köylerimize kadar ulaşmıştır balolarınız , derin çam ormanların karanlığında garip eloktronik sesleri duyan kuşlar böcekler şaşkın , sosyal ve kültürel zenginliğin ve çeşitliliğin yaşatılamamasında sürdürülebilirlik sınıfta kalmıştır .

sonra yaşlılar geçmişlerden konuşur gençler dinlemese bile , ordan burdan politikadan konuşurlar , yani , her canlı bağlıdır yaşama gizemli ellerle tutunduğumuz birbirimize . bize ne vermişseniz televizyonlarınızdan , onları konuşuruz . sizi , televizyonlarda gördüğümüz gibi biliriz , öyle düşünür , öyle konuşuruz . zeytinden kazanacağımız paraların hesaplarını yaparken , peki , diyorum , zeytini çok pahalı satarsak ne olur , şehirli nasıl alır .. alır onlar , diyorlar , bak bilmem kim ne kadar para yemiş , ne kadar çalmış .. birilerinin davranışlarını tüm şehirlilere genelleştiriyoruz . yolsuzluk haberlerinin çokluğu , şehirleri , toplumları , kültürleri , köyleri kirletiyor . önyargılarımız büyüyor , ayrılıklar , sürtüşmeler büyüyor , sosyal ve kültürel gelişme , birliktelik , dayanışma , bağımlılık , yaşamın esen sürdürülebilirliği yara alıyor . bizim okumamız yazmamız pek yoktur , biz biçok şeyi bilemeyiz , doğru tartamayız , siz bilin , farkında olun ve her ne olursa olsun sevgi birlikteliğini koruyun .

yani , zeytinler toplanırken tek tek , beceriksizce aşklar sevgiler duygular , ve fakat temiz yürekler vardır . her yediğiniz zeytinde , toplanırken , o anda ne duygular işlenmiştir kimbilir . tatlıysa da severek yiyin , acıysa da ..

ve ille de , ille de zeytini çatalla değil parmaklarınızla yiyin ve her zeytine dokunuşunuzda , uzanıp tutar gibi yapın , uzanıp tutuverin zeytin toplayan parmakları , sizin için koşuşturan parmakları , dokunun , tutun , hissedin , yaşatın . işte , sürdürülebilir yaşam bu . orman’ın uzak bir köşesinde bile olsan , görmediğin tanımadığın birileriyle el ele birlikte büyüdüğünüzü hissetmek .

ben burada varsam / ben burada var olduğum için /

sen de varsın

sen oldukça da ben varım

sen ve ben / toprak varsa varız

*

ben sana bu zeytinlerin en çok güneş değmişini seçtim gönderdim

ben sana en çok rüzgar değmişini gönderdim

ki buruşuk buruşukturlar

sakın haa , bunlar buruşuk deme

bilgeliğidir doğa’nın / baldır tadı

ama sakın kimseye söyleme güneşten geldiğini güneş değdiğini

kıskanırlar

tartmaya kalkışarlar güneşi

üzülür güneş / tartılırsa sevgisi ..

***