hikaye 1

alacakaranlığıydı akşamın .
köyün efesi , çıtır amca , etrafı çepeçevre çam ormanıyla çevrili bir vadiye götürdü . arazinin en yüksek tepesinde bir çam ağacının altında durduk .
ayaklarımızın altında süzülen ,
güneşin son ışıklarıyla pırıl pırıl dikenler dolu araziyi gösterip , işte burası dedi ,
büyük bir gururla ,
ormandı burası , yıllarca uğraştım , kestim , yıktım , yaktım , açtım , dedi .

derin pullukların alt üst ettiği ,
ilaçların gübrelerin , yağmurların sellerin öldürdüğü topraklar verimsizleştikçe ,
daha çok orman kestik , yeni tarım arazileri açtık .
makinaların bugünkü kadar pek gelişmediği 1960 , 1970’li yıllarda ormanı yakıp yıkmak , kesip biçmek kolay değildi
.
çıtır amca ,
haklı gururuyla ,
günlerce aylarca ormanı nasıl yok ettiğini anlatırken ,
ben ,
artık karanlıkta kaybolmakta olan arazinin
bir zamanlar var olan ormanında kaybolmuş
parmaklarımı kesilmiş ağaçlarına çalılarına uzatıp dokunuyor
yakılmış böcekleri kuşlarıyla konuşuyordum .
çıtır amcanın yüzünde akşam güneşinin kızıllığında
akşam güneşinin kızıllığında yangınların içinde çığlıklara yeşil yapraklar uzatıyor /
tamam
diyordum
bu dikenli tarlalarda ağaçlar olacak yeniden kuşlar olacak orman
deli deli incir ağaçları olacak bal akacak kekiklerden lavantalardan
erik olacak ayva olacak zeytin dallarına uzanan parmaklar
ve toprak olacak yeniden
hayat
toprağın altından başlayıp güneşe ve yeniden toprağa .

toprak ,
sevinçli deli
böcekler kuşlar
adını hiçbir zaman bilemiyeceğimiz bakteriler mantarlar
ve kim bilir daha neler neler
yeniden doğmanın cümbüşü ve orman olmanın
.
hikaye sözde böyle başladı .
el sıkıştık çıtır amcayla . tarlayı aldım .
yolu yok suyu yok yıllarca erozyona uğramış verimsiz toprağı
artık iki tutam buğday bile vermiyor
kimse de yüzüne bile bakmıyor toprağın .
kimsenin yüzüne bakmadığı toprağı satın alan birisini bulduğu için
sevinçli çıtır amca .

benim içimde ise fırtınalar kopmaya başladı yağmurlar yağıyor
çukurlar kazıyorum ağaçlar dikiyorum yağmurlar içiyorum avuç dolusu
yüzümden akan yağmur mu yeşil terler mi ağustos sıcağında
.
hikaye sözde böyle başladı .
köyün içinde arabamla yavaş yavaş ilerlerken
arabanın önüne pala bıyıklı bir adam geldi durdu
durdurdu .
buyur
dedim .
benim adım çıtır
aldı beni götürdü gezdirdi
ve gitmek üzereydi güneş
gitmedi
ormana getirdi .
.

bu kadar basit değil elbette hikaye .
evren
ah o evren
herşeye kadir evren
duydu yangınlarda çığlıklarını
böceklerin kuşların
böcek kuş deyip geçiverdiğin canların
binlerce yıllarda yaratılmış hayatların / altında üstünde toprağın
güneşe aşık yaprakların dalların
aşkların sevgilerin korkuların / yaşamın
çığlıklarını duydu evren
ve
tutup çıtır amcanın elinden
getirip koyuverdi önüme .
.
hikaye işte …
çam ağaçlarıyla çevrili kurak ve çorak ve susamış
dikenler içinde yürüyemediğin bir tarlanın
tepesine
getirip koyuverdi beni evren
tek başıma
hadi
dedi
su ol
toprak ol
orman .
…..

hikaye 2

asıl hikayeye gelelim .
işin aslı toprak .
toprak ne kadar güleçse
yaşam öylesine .

aşk öylesine kolay sevmek
ve zor öylesine .
aşk ve emek .

güzelliği aşkın / gizeminde emeğin
yani , açık açık söylemek gerekirse
bu toprak deli gibi emek istiyor yürek istiyor .
toprak yaratırcasına yaratacaksın aşkı
ekeceksin yeşerteceksin
karlı buzlu gecelerin olacak yangın sıcakların
donacak ölecek çiçekler yanacak ölecek
donacaksın öleceksin
ve fakat bal incirler içeceksin düşlerinde
sımsıkı toprak avuçlarında aşk
kucaklıyacaksın
ekeceksin biçeceksin büyüteceksin .
yani
ellerin ayakların çamur yağmur süzülür
yani zordur emek
ve fakat olmayıverir
mesela bu yıl da olmadı .
olmadı nar . olmadı incir . olmadı üzüm .
terketmiyeceksin
terketmedi sevdan beni .
.
olmadı nar . olmadı incir . olmadı üzüm .
amma velakin kusursuz doğa
vardır bi bildiği .
işte aşk
sınırsız sonsuz bitimsiz sorgusuz
kolay değil sevmek toprağı . ve bir o kadar güzel , sevebilmek .

hikaye son

önümüzdeki yakın yıllarda
dünya nüfusunun yüzde yetmişi kentlerde yaşıyor olacak .
topraktan kaçıyoruz . terkediyoruz toprağı .

verimsizleşen toprak vermiyor .
ve doyumsuz kentler daha çok istiyor
ve saldırıyoruz toprağa ilacıyla gübresiyle
..

emekten kaçıp baştan çıkarıcı konforuna teslim oluyoruz kentlerin
ve kentler bize saldırıyor vahşi
tüketmeyi öğreniyoruz köle
ve tutsak vahşi arzulara
tüketiyoruz soluğunu suyunu ateşini doğanın
.
güzel .
ardımıza bakmadan kaçtığımız köyler yalnız insansız aşksız emeksiz .
okul yüzü gören her çocuk kenti öğreniyor
kent güzel yaşamlar , ve , kaçıyor
.
kısacası , köylerde üretecek insan kalmadı .
gençler şehirlere kaçıyor , göçüyor .
ve artık ,
ilacıyla gübresiyle her çeşit kimyasallarıyla üretim , endüstriyel üretim .
.
hikaye devam ediyor bi taraftan
evren
getirip koyuverdi bi tepenin başına
tek başıma

bir ağaç gibi tek ve hür
ve bir orman gibi tek başıma
.
ağaçlar diktim su oldum toprak
çok ağaçlar olduk çok canlar cıvıl cıvıl yaşam
bir deli kız
bir çocuk doğursa topraktan
bir çocuk
toprakta kalsa ormanda
okul yüzü görmese kalsa tertemiz
ağaçtan öğrense güneşten yağmurdan
orman olsa .
.
son söz ,
topraklar çocuklar doğursun , çocuklar topraklarda büyüsün .
.hikaye son.