yarattığımız orman ekosisteminde hayvanlar da olmalı .

imagedoğa yaşamımda sayısız hatalar yaptım . başkalarının hatalarından öğrenmek hoş . hayır ,  kolay değil , ama gerçekten başkalarının hatalarını can kulağı ile dinleyip dersler çıkarabilirsen çok zaman ve para kazanıyorsun . ama kendi hatalarından dersler almanın , soba sıcaktır dokunma , deseler de gidip ille parmaklarını yakarak öğrenmenin , yaşayarak pişmenin de değeri de hazzı da çok farklı ve acı ve kalıcı oluyor . hatalar yapmaya devam edin , yaşam , hatalardır .
tarlayı sürmediğim ve ot mücadelesi yapmadığım için zeytinlerin arası adam boyu ot oldu .
orman’da zaten hayvanlar da olması gerektiği için ve otların da biraz kontrol altına alınması gerektiği için biraz kuzu koyun alalım dedik . aldık . ağaçlara zara vermesinler diye de , koyun traktörü dediğimiz , bir yerden bir yere taşınabilir , üç metreye beş metre gibi boyutlarda tel bir kafes yaptık . içine de koyunları koyduk , sağa sola zarar vermeden , hadi bakalım yayılın , dedik . pek sevdiler . çok güzel bir uygulama .
çok güzel bir uygulama da , her uygulamanın uygun olduğu bir ortam ve koşullar var . traktörü bir yerden bir yere taşımak için birkaç adam gerekti . bu da zaman ve işgücü demek . olmadı . traktöre tekerlek takalım dedik , taktık , ki , bir kişi kolayca gezdirebilsin . olmadı , tarla çok taşlı olduğu için yürütemedik bir türlü . şimdi tarlanın bir köşesinde müzelik , duruyor .
koyunları salalım , dedim zeytinlerin arasına , bakalım ne olacak .. biraz oldu gibi , mutlu mutlu , koca tarlada bir o yana bir bu yana koşuşturarak yayılıyorlar . gerçi zeytinlerin alt dallarını fazlaca budadılar ama mutluydular , olsun , dedik ..
zeytinlerin arasına değişik meyveli-meyvesiz bitkiler ve ağaçlar dikmeye başladık .
kuzular büyüdüler ve çok oldular . çok ot yemeye başladılar . koca tarlada ot kalmadı , ot sorunu kalmadı , tarlayı sürmeden , kendiliğinden . o zaman , “overgrazing” dedikleri aşırı otlatmanın ne demek olduğunu öğrendim . yeni diktiğimiz ağaçların da filizlerini yemeye başlayınca kuzu koyun işine son verdik . epey zarar ettik . hata mıydı yaptığımız iş ? değildi . hata yok doğada . herşey , yaşanılması gerekli bir tecrübe .
*
orman , hayvanlarsız olmaz .
tavuk , hindi , derken , hindi oldu .
tarlanın ot kontrolü için uzun bir süre gözlemlerime göre hindi çok uygun . aşırı otlatma ile ot kontrolü “denge”sini kuracak şekilde ve sayıda hindi var tarlada . “denge” , dedim ya . felaket bir kavram . ucunun başının ortasının nerede olduğu belli olmayan gizemli , cazibeli , meydan okuyucu bir kavram .  doğayla uyum ve harmoni içinde yaşamanın yolu , o ahenkli doğal dengeyi yakalamak . sonra , kendiliğinden , gönülden dillenen bir şiir bir şarkı bir türkü gibi akıp gidiyor yaşam .
*
fabrikasyon üretim hindiler var , evcil hindiler var , yabani hindiler var .
fabrikasyon hindiler kafeste doğup , büyüyüp , kafeste et olup sonlanıyorlar . yabani hindiler , ormanların vahşiliğinde bir yaşam içinde . bizimkiler , ikisinin arası , evcil ormancıl . kafeste ve ormanda doğuyor , büyüyorlar .
fabrikasyon olanlar çok sağlıksız . aldıkları yemi ete dönüştüren bir sistemden başka bir şey değil . sağlıksız oldukları için , siz kısa zamanda ete dönüştürmeseniz de kendiliklerinden ölüyorlar , uzun ömürlü değiller . oysa , yabani hindilerin on yıldan fazla yaşadığı oluyor . bizim evcil-ormancıl hindilerin ikisinin ortasında bir ömürleri var . bir hayvan doğada özgür olarak ne kadar çok koşuşturup hareket edebiliyorsa , kaslarını geliştirebiliyorsa , o kadar sağlıklı ve uzun ömürlü oluyor .
*

hindiler , gün boyu tarlanın her bir köşesinde kaybolup gidiyorlar . proteinle beslenmeyi seven hayvanlar oldukları için tarlada börtü böcek ot ne bulurlarsa yiyorlar .

tavuklar kümeste yumurtladıktan sonra , bu becerinin duyurulması ve onurlandırılmaları , takdir edilmeleri için iki saat gıdaklarlar . hindiler , tam tersine , tarlanın uzak bir köşesinde , gizlice , sessizce yumurtlamayı seviyorlar . kuluçka dönemlerinde de yumurtalarının üstüne oturup yirmisekiz gün bekliyorlar . ne yalnızlık , ne özveri , ne sabır !
*
herşey çok güzel de , bizim onların yerlerini bulmamız çok zor ormanda .
*

 günlük yaşam da döngülerden oluşuyor . vücudun doğal istek ve arzularına , gereksinimlerine göre uyanıyorsun . tavukların vücut ısıları insanlara göre birkaç derece daha yüksek olduğu ve bişeyler yiyerek , kalori alarak o ısıyı bir an önce kazanmaları gerektiği için benden önce uyanıyorlar . birlikte yaşamanın “bedeli” olarak ben de biraz daha erken uyanıyorum . bir sürü canlılar uyanıyorlar . gün başlıyor . bir sürü canlının uyandığı anlarda bir sürü canlı da aynı zamanda uyumaya başlıyor . bizim köpekler de sabaha kadar nöbet tuttukları için gündüz uyurlar .

ve , gün bitiyor , yaşatan ve yoran gün , bedeni dinlenmeye , uyumaya çağırıyor . bazı hayvanlar içinse hareket başlıyor . köpekler gibi , tilkiler için de , birçok avcı hayvanlar için de gün ve hareket , gece başlıyor .
nesillerin ve gıda zincirinin sürekliliği için bu döngü böyle olmalı . bazı hayvanlar yorgun , güçsüz kalmalı geceleri , ki , gece avlanan hayvanlar da daha rahat yakalayıp yiyebilsin bu yorgun hayvanları , beslenebilsinler . doğal denge .
elbette , büsbütün genelleme olamaz doğada . bu döngü , koşullara göre ve eğitimle değiştirilebilir . gece vardiyasında çalışan bir işçi gibi . geceleri bişeyler çalıp yaşamını sürdüren hırsız gibi .
*

herşey , bu doğal dengeler , herşey çok güzel de , bizim hindiler geceleri orman’da , tarlada gizlenmiş kalıyorlar ve ben onları bulamıyorum .
geceler . romantik geceler . vahşi geceler . romantik gecelerin karanlığında gelin gibi süzüle süzüle gezen güzel gözlü tilkiler .
tilkiler bizim hindileri yiyorlar !
*
iki yıl önce , paraya kıydım , oldu olacak , yüzden fazla yavru hindi aldım .
büyük düşlerin olsun ama küçük başla , dediklerini sonradan duydum .
büyük düşler kurma hainliğim olduğu için hep büyük kaybettim .
bir türlü de küçük düşler kurmayı beceremedim gidiyor .
*
yaşayan canlılar . “yaşayan” denildiği zaman hemen akla ölüm , “ölen” canılar da geliyor .
doğada “başlangıç” ve “sonuç” , “doğum” ve “ölüm” yok , çok yalın bir dönüşüm var yalnızca .
kavram kolaylığı için doğum ve ölüm diyoruz .
bazen salgın bir hastalık geliyor , köydeki , şehirdeki , ülkedeki tüm tavukları , kümes hayvanlarını öldürüp bitiriyor . ilaç niyetine , kimisi rakı kimisi mazot kimisi nerdek karıştırıyor tavukların sularına . olmuyor . doğa , alıp götürmeye karar vermişse , doğada duygusallık yok , gözünün yaşına bakmadan alıp süpürüp gidiyor .
üçer beşer ölmeye başladı tavuklar .
kendi ellerinle can verdiğin , çocukların gibi yetiştirdiğin tavuklarını her gün üçer beşer gömmek . kolay değil .
tavuklar epey temizlendi . hindiler ölmeye başladı . üçer beşer , yüz kadar hindi öldü .
büyük düş kurup küçük başlamadığım için epey zarar ettim .
siz zarar etmeyin . zarar yalnızca sizin zararınız değil , doğanın da zararı .
*
yirmi kadar hindi , bu doğal savaştan sağ kurtulabildiler ! demek ki bu hindiler en sağlıklı , en dayanıklı olanlardı .
*
peki , benim düşlerim “çok” büyük de , ne kadar büyük .. bir düşün boyutu nasıl ölçülür . benim bedenime uygun düşün boyutunu kim ölçebilir .. zor muhakeme .
*
yaşam savaşından başarıyla çıkmış bu yirmi hindiyi baştan bilip yalnızca bunları seçip alabilir miydim .. yalnızca yirmi hindi alsaydım belki de hepsi de öleceklerdi ..
*
çoğu dişi , yirmi hindi .

hindiler , tavuklar gibi kümese yumurtlamıyorlar . tarlanın uzak bir köşesinde , o ağacın bu ağacın altında otun çöpün içinde , kimsenin kolay kolay göremiyeceği gizli bir yuva kurup oraya yumurtluyorlar . geceleri de kümese dönmüyorlar , ormanda edindikleri bu yuvalarında kalıyorlar . karınlarını doyurmak , su içmek ve biraz hareket etmek için dolaşmaya çıktıklarında görüp gizlice uzaktan takip ederek yuvalarının yerlerini belirlemeye çalışıyorum . yoksa yuvayı bulmak çok zor . turkey1
fotoğrafta görüyorsunuz , otlar arasında bir Misir İnciri altına gizlenmiş bir yuva ve girip çıktığı küçücük bir delik .
gün batarken yuvaları dolaşıp , “hadi kızım , artık evimize gidelim” diyorum . gönlü olunca kalkıp kümese gidiyor ve ben de yumurtayı alıp kuluçka makinesine götürüyorum . bu seremoni hergün yineleniyor .
eğer yuva , eve ve köpeklere yakınsa , o zaman tilki veya sansar veya her ne avcı hayvansa pek tehlikeli olmuyor ve o hindinin yavrularını doğal olarak çıkarıp büyütmesini istiyorum .

tilkiler geceleri hindileri yemesinler diye yumurtalarını alıp eve getiriyorum ve yumurtaları da kuluçka makinesine koyuyorum . böylece , hindilerin , yirmisekiz gün yumurtalarının üstünde yatarak bir hamilelik dönemi geçirmelerini , doğa’nın verdiği dişilik duygusunu tatmalarını , sonra civcivlerini çıkarıp annelik duygusunu tatmalarını , civcivler büyüyene kadar onlara kanat germelerini , korumalarını , gezdirmelerini , besinlerini bulup yedirmeyi , yaşamı öğretmelerini , tüm bunları engellemiş oluyorum .

ya civcivler . kuluçka makinesinden çıkıp , “doğup” , anasız babasız büyüyorlar . makine çocukları .

babalarının kim olduğunu zaten bilmiyorlar , ama büyüyene kadar anneyi biliyorlar . ben o süreci atlatmış , yaşatmamış oluyorum civcivlere . acaba bir ömür boyu bunun eksikliğini duyuyorlar mı . bir kanat , bir kanat altı , bir kanat altı sıcaklığı , bir kanat altı sıcaklığında geceyi geçirmenin hazzı , duygusu , o korunma duygusu , o güvende olmanın verdiği rahatlık ve huzur . gece olup uyuma zamanı gelince yavru hindiler bir kanat altı arıyorlar ve önlerine gelen ilk hindinin kanat altına sokuluveriyorlar . erkek ya da dişi , ayırtetmeden  . erkek hindiler de kanatlarının altına alıyorlar yavruları . babalık duygusu . erkekler çiftleşir , günde bilmem kaç kişiyle dişiyle , sonra da çeker giderler , umurlarında bile değildir , diye varsayarız . doğa’daki duyguları , gizemleri bilmek çok zor . varsaymadan , önyargılarsız düşünebilmek , ve ilişkilere öyle bakmak ..

bütüncül düşünebilmek . her canlının karmakarışık duygu ve davranışları var . çocuklarının önünden ekmeklerini kaparak alan bir anne köpek , yavrularını sevmiyor demek değil , onlara yaşam kavgasını öğretiyor . çocuklarına çalışma disiplini vermeye çalışan , zorlayan , kızan bağıran bir baba , yavrularını sevmiyor demek değil . bir bitki , yanındaki bitki ile besin rekabeti ve kavgası içinde ama birbirlerini sevmiyorlar demek değil bu , ertesi gün birbirlerinin gölgesine , sıcaklığına , birbirlerinde olmıyan besinleri paylaşmaya , sevgileri paylaşmaya ihtiyaçları olduğunu biliyorlar .

birbirleriyle akşama kadar yem kavgası içinde olan , kızan bağıran kavga eden tavuklar hindiler , geceleri birbirlerine sokularak uyumayı biliyorlar , beceriyorlar . canlıların rekabet , sevgi , aşk , nefret , kin , aldatma , kıskançlık , bencillik duyguları karmakarışık iç içe . bu duyguların sürdürülebilirliği , yaşamın sürdürülebilirliği , bütüncül sevgi’de . bu duyguların birisi bir davranışta çok öne çıktığında tüm ilişkiyi koparıp atmadan , bu duyguları senin kendi yeteneğine göre oluşturduğun kendi pozitif , yapıcı dengelerinde sürdürebilmek yaşamı , anahtarı , formülü , bütüncül sevgi’de .

öne çıkan , belki hoşa gitmeyen , hazedilmeyen bir duygu , bir davranışın olgunlaşmasını , yaşam sürecini sağlıklı bir şekilde tamamlamasını bekleyebilmek , hazedilmeyeni hazmedebilmek . bir meyvenin dalında olgunlaşmasını hoşgörüyle bekleyebilmek . tek tek ağaçları sevmekten önce , ve ille de önce , ormanı sevebilmek .

ormanın doğurganlığında , ekonomik yaşamsal değerlerle birlikte sevmek ve korumak , bütüncül sevgiyle sürdürülebilirliğini sağlamak yaşamın .

şimdi büyüdüler , kocaman oldular , çok oldular hindiler , akşama kadar peşimdeler , akşama kadar peşlerindeyim . bahara doğru yumurtlamaya başlıyacaklar , gizli yuvaları olacak tarlanın bir kuytu köşelerinde , kimisini bulamıyacağım akşamları , tilkiler yiyecek . sabahları ormanda hindi tüyleri bulacağım , yazık , diyeceğim , yavrum ne acı çekmiştir kimbilir .. öteyandan tilkiler çok mutlu olacaklar , bana teşekkür etmiyecekler , biliyorum , teşekkür beklemiyorum , tilkiler de olmalı ekosistemimizde , yüreğimizde küçük acılar , kurbanlar vermeliyiz doğaya . bi çok canlılara hayat veriyoruz , şu ormanda doğan canlılar sayılara sığabilemez , ve biçok canlının ölümüne neden oluyoruz . biçok hindi benim yüzümden ölüyor , biçok avcı hayvan , bi çok tilki , benim sayemde yaşıyor : aşk nefret kin vicdan pişmanlık yok , yaşam var ..

***